09 Aralık, 2012

Ben hep kendimi sakladım.
Herkesten.
Gülüşlerim hiç gerçek değildi, mutluluklarımın gerçeklik payları eksikti.
Üzülmelerim yalandandı.
Kalbim ruhum duygusuzdu.
Hayal kırıklıklarım, içimdeki bütün canlı parçaları öldürmüştü. Son kalanlarsa acı çekiyorlardı, yalnızlık en büyük üzüntümdü.

En kötü zamanımda gelip sığınağım olmadın. Bizimkisi asla böyle bir kaçış ilişkisi olamazdı. Çünkü ben bütün bunlara rağmen toparlanıyordum, yenilik istiyordum; değişmek ve değiştirmek her şeyi.

Sen geldin. Şans. Tesadüf, veya planlanlanmış bir senaryonun gerçekleşmesi belki. Belki aşk. Belki hayat.
Ama sen.










27 Kasım, 2012

23 Kasım, 2012

22 Kasım, 2012

sen gül, ben gör duy sev

gül
sen gülünce bahar
renklerden pembe
günlerden pazar
aklım sende

sev
sen sevince güzel
bazen su bazen sel
çünkü hiç sevmeyenler
eksiktir bir yerde

gör
sen görünce ışık
sülün renkleri
mevsimlerden hep yaz
yerlerden akdeniz

duy
sen duyunca müzik
seslerden fa
çünkü duymazsan eğer
tüm şarkılar boşuna

İşte o ortaçgil şarkısı, hatırlayamayıp da beni uykusuz bırakan.

sen hep gül, ben görür, duyar, severim :)

13 Kasım, 2012

İş başka Aşk başka

Hem iş arkadaşım, hem aşk arkadaşım.

Aynı yolda, aynı hedeflere, el ele sımsıkı sarılarak yürümek kadar tatminkarlık verecek pek az şey vardır.

O benim hayatımın her anında, hep benimle.

İyi ki var.



22 Ağustos, 2012

Hello World :)


Konuştum, dinlemiş
Anlattım, düşünmüş
Baktım, görmüş
İzledim, bakmış
Güldüm, düşlemiş

Gibi yaptılar..

Aslında ayrı ayrı vardıkları yerde gördüler, ayrı ayrı büyüyen yalnızlıklarını.

Düş’tü. Alabildiğine düş dolu sonu gelmez hüzün buharlaştırma seanslarının ardı arkasının kesilmediği zamanlardan sonra, keşkelerin dünyasına bir meteor düştü. Yalnızlıklar, ayrılıklar, gibiler, kayboluşlar buharlaştılar.

O gelmişti. Meteor. Sildi süpürdü herşeyi.

Ve sonra “iyi ki”lerin dünyası kaldı geriye, henüz bilmiyorlardı ama aslında kurtarılmışlardı sonsuz keşkelerin dünyasından. Gerçek tuhaf bir şekilde, Bukowski’nin kelimelerindeki kadar ortadaydı:

“Bir tek sen kurtarabilirsin
kendini
ve değersin kurtarılmaya.
kolay bir savaş değildir
ama savaşmaya değecek bir savaş varsa budur.”

Henüz bilmiyorlardı ama, tesadüf tanrıçası gelmişti. Rüyaların gerçek, mutlulukların daim olacağı o dünyaya doğru yol alıyorlardı farkında olmadan.

Çalar saatlerin eşlik beklemeyen melodisinin bozduğu sessizlik parodisinin yerini, birlikte söylenen aşk şarkıları alacaktı.

Her gün, yepyeni bir gün başlayacaktı iyikilerin dünyasında.
Gökkuşağı misali yürekler, heyecanla çarpacaktı.
Adımlar birbiri ardına güvenle atılacaktı.

Dökülen kızılımsı, sararan yaprakların baharı, sonbahar, herkesin hüzün dediği sonbahar, birlikte yaşanacaktı, rüzgarın uçuşturduğu saçların, başlara yastık olan omuzların, yüreğin atışının, yüreğin sımsıcak ateşinin eşliğinde geçecekti.

Mevsimler birbirine karışacaktı, tenlerin, nefeslerin, dudakların ardından.

Onlar şanslıydı, onlar tesadüflere inanmışlardı.
Onlar aşkın gittiği dünyadan, aşka doğru gitmişlerdi.

Onlar bir gün mağlup olacakları hayatı mağlup edeceklerdi.

Onlar aslında onlar değildi.  Onlar di’li geçmiş zamanda kalmayacaklardı, onlar aslında uzakta değillerdi, onlar burada yanıbaşındaydı.

Hemen yanıbaşımdaydı meleğim.
Kurtulmuştum.

P.s. Bu da kanıtı :)