22 Ağustos, 2012

Hello World :)


Konuştum, dinlemiş
Anlattım, düşünmüş
Baktım, görmüş
İzledim, bakmış
Güldüm, düşlemiş

Gibi yaptılar..

Aslında ayrı ayrı vardıkları yerde gördüler, ayrı ayrı büyüyen yalnızlıklarını.

Düş’tü. Alabildiğine düş dolu sonu gelmez hüzün buharlaştırma seanslarının ardı arkasının kesilmediği zamanlardan sonra, keşkelerin dünyasına bir meteor düştü. Yalnızlıklar, ayrılıklar, gibiler, kayboluşlar buharlaştılar.

O gelmişti. Meteor. Sildi süpürdü herşeyi.

Ve sonra “iyi ki”lerin dünyası kaldı geriye, henüz bilmiyorlardı ama aslında kurtarılmışlardı sonsuz keşkelerin dünyasından. Gerçek tuhaf bir şekilde, Bukowski’nin kelimelerindeki kadar ortadaydı:

“Bir tek sen kurtarabilirsin
kendini
ve değersin kurtarılmaya.
kolay bir savaş değildir
ama savaşmaya değecek bir savaş varsa budur.”

Henüz bilmiyorlardı ama, tesadüf tanrıçası gelmişti. Rüyaların gerçek, mutlulukların daim olacağı o dünyaya doğru yol alıyorlardı farkında olmadan.

Çalar saatlerin eşlik beklemeyen melodisinin bozduğu sessizlik parodisinin yerini, birlikte söylenen aşk şarkıları alacaktı.

Her gün, yepyeni bir gün başlayacaktı iyikilerin dünyasında.
Gökkuşağı misali yürekler, heyecanla çarpacaktı.
Adımlar birbiri ardına güvenle atılacaktı.

Dökülen kızılımsı, sararan yaprakların baharı, sonbahar, herkesin hüzün dediği sonbahar, birlikte yaşanacaktı, rüzgarın uçuşturduğu saçların, başlara yastık olan omuzların, yüreğin atışının, yüreğin sımsıcak ateşinin eşliğinde geçecekti.

Mevsimler birbirine karışacaktı, tenlerin, nefeslerin, dudakların ardından.

Onlar şanslıydı, onlar tesadüflere inanmışlardı.
Onlar aşkın gittiği dünyadan, aşka doğru gitmişlerdi.

Onlar bir gün mağlup olacakları hayatı mağlup edeceklerdi.

Onlar aslında onlar değildi.  Onlar di’li geçmiş zamanda kalmayacaklardı, onlar aslında uzakta değillerdi, onlar burada yanıbaşındaydı.

Hemen yanıbaşımdaydı meleğim.
Kurtulmuştum.

P.s. Bu da kanıtı :)