Konuştum, dinlemiş
Anlattım, düşünmüş
Baktım, görmüş
İzledim, bakmış
Güldüm, düşlemiş
Gibi yaptılar..
Aslında ayrı ayrı vardıkları yerde gördüler, ayrı ayrı
büyüyen yalnızlıklarını.
Düş’tü. Alabildiğine düş dolu sonu gelmez hüzün
buharlaştırma seanslarının ardı arkasının kesilmediği zamanlardan sonra,
keşkelerin dünyasına bir meteor düştü. Yalnızlıklar, ayrılıklar, gibiler,
kayboluşlar buharlaştılar.
O gelmişti. Meteor. Sildi süpürdü herşeyi.
Ve sonra “iyi ki”lerin dünyası kaldı geriye, henüz
bilmiyorlardı ama aslında kurtarılmışlardı sonsuz keşkelerin dünyasından. Gerçek
tuhaf bir şekilde, Bukowski’nin kelimelerindeki kadar ortadaydı:
“Bir tek sen kurtarabilirsin
kendini
ve değersin
kurtarılmaya.
kolay bir savaş
değildir
ama savaşmaya
değecek bir savaş varsa budur.”
Henüz bilmiyorlardı ama, tesadüf tanrıçası gelmişti. Rüyaların
gerçek, mutlulukların daim olacağı o dünyaya doğru yol alıyorlardı farkında olmadan.
Çalar saatlerin eşlik beklemeyen melodisinin bozduğu
sessizlik parodisinin yerini, birlikte söylenen aşk şarkıları alacaktı.
Her gün, yepyeni bir gün başlayacaktı iyikilerin
dünyasında.
Gökkuşağı misali yürekler, heyecanla çarpacaktı.
Adımlar birbiri ardına güvenle atılacaktı.
Dökülen kızılımsı, sararan yaprakların baharı, sonbahar,
herkesin hüzün dediği sonbahar, birlikte yaşanacaktı, rüzgarın uçuşturduğu
saçların, başlara yastık olan omuzların, yüreğin atışının, yüreğin sımsıcak
ateşinin eşliğinde geçecekti.
Mevsimler birbirine karışacaktı, tenlerin, nefeslerin,
dudakların ardından.
Onlar şanslıydı, onlar tesadüflere inanmışlardı.
Onlar aşkın gittiği dünyadan, aşka doğru gitmişlerdi.
Onlar bir gün mağlup olacakları hayatı mağlup
edeceklerdi.
Onlar aslında onlar değildi. Onlar di’li geçmiş zamanda kalmayacaklardı, onlar aslında uzakta değillerdi, onlar burada yanıbaşındaydı.
Hemen yanıbaşımdaydı meleğim.
Kurtulmuştum.
P.s. Bu da kanıtı :)